Mektup Yazmak Tarih mi Oldu? - Oktay Akbal

Sözcükler birer insan gibi karşımda durmuş bekleşiyor. “Seç beni” diyen var, “bensiz yazamazsın” diye seslenen var, “ben hepsinden daha önemliyim” diye bağıran var!.. Seçmek zor! Oysa ben bugün havadan sudan söz etmek istiyordum. Hava sıcak mı sıcak! Ağustosun son günleri. Bir çölde gibiyim. Hepsini itiyorum o sözcüklerin! Dursunlar oldukları yerde! Yatsam mı? Bir iki saat kestirsem! Bir düş dünyasında yaşasam. Ama ya tersi olursa... Karabasanlar iniverirse tepelerden!..
Daktilomu bir yana itiyorum. Onun, her biri kendini beğenmiş harflerini istemiyorum. Yazacaksam, onlarla değil, kendi elimle yazmalıyım. Yazmak diyoruz, ama makine yazıyor! Hem kendimizi hem de okurları aldatıyoruz. O satırları parmak uçlarımızın bazı harflere basmamızdan çıkmış.
Yapay mı yapay!.. Düşünceler, duygular kimi zaman elle tutulacak kadar bizdendir. Bir parçamız gibidir. Ne güzeldi eskiden! Oturursun masanın önüne, kâğıtları çekersin, kalemi mürekkebe batırırsın, başlarsın çiziktirmeye... Benim el yazım okunmaz. Ben bile zorluk çekerim. Her harfe itina göstererek yazmak gerekir. Okulda dersler de vardı. El yazısıyla yazmak bir ustalık sayılırdı. İçtenlik denen şey ancak parmak uçlarındaymış gibi...
Yaşlı yazarlar, Arap harflerini kullanırlardı. O günlerde o harfleri okuyarak dizen mürettipler vardı. Yaşlandılar, gittiler. El ile yazı yazanlar da azaldıkça azaldı, varsa yoksa daktilo, derken daha ustalıklısı...
El yazısı mektuplar bir define gibi saklanırdı! Yıllar geçmiş, aşklar iyi kötü sonuçlanmış, çoluk çocuk derken duygulanmaların yerini yaşamın katı gerçekleri almış. Mektup yazmak mı, kime, arkadaşına, sevgiline mi, onun da kolayı var çekersin mailleri, telefonu, birkaç sözcük yeter derdini anlatmaya!..
Oysa mektuplar vardı. Tarihe karıştılar. Kimse el yazısıyla hatta daktilo ile mektup yazmıyor. Edebiyatta bir bölümdü mektup... “Tehlikeli Alakalar”ı düşünün, karşılıklı mektuplaşmalarla koskoca bir roman... Her mektup apayrı bir öykü. Birbirini tamamlayan bir yaşamın ya da birçok yaşamın...
Nerden nereye, sözcükler bekleyedursun! Onların istediklerini değil, günün, anın bende yaşattıklarını el yazısıyla deftere dökmek!.. Nice defterleri ta çocuk yaşımdan bu yana doldurduğum gibi...
Ne gereği var! Zaman değişmiş, her şey değişmiş, insan mı yerinde kalacak? O da uymuş, kendini akıp giden zamana bırakmış. Melih Cevdet’in dediği gibi, bir akan zaman var bizleri alıp sürükleyen, bir de duran zaman var. Her şeyin bitip tükenmesi...

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget